Kars’ın yok olmaya yüz tutan
renklerinden. 150 yıl önce geldikleri Kars’tan ayrılmayı onlar da istememişti.
Bir gün bir emir geldi ve binlercesi ata yurtları Rusya’ya geri döndü.
Arkalarında atlarını, kızlarını ve namlarını bırakarak… Kars’ta kalan son Malakan
ailesi gönüllü sürgünlüklerini anlattı.
Kars şehir merkezinden yola çıkarken ona
ulaşamama ihtimalini de hesaplamıştık. 41 kilometrelik yolu yaklaşık 1 saatte
alıp Arpaçay’a ulaştığımızda, ona ulaşmanın aslında hiç de düşündüğümüz kadar
zor olmadığını gördük. ‘Demirci Maksim’i (Türkseven) ilçede tanımayan yoktu.
Dükkânını, yaşadığı evi bulmamız birkaç dakikamızı aldı. Ankara’dan onun için
geldiğimizi duyunca yıllardır görmediği bir yakını gibi buyur etti evine.
Sonraki iki saatte aynı misafirperver tavrını sürdürdü. Tatlı, çay evde ne
varsa getirdi…
Hâlini hatırını sorduk. “Allah’a çok
şükür, bir sıkıntımız yok.” diyerek başladı söze. Vaktini daha çok evde
geçirdiğini anlattı: “Ama evde yatmıyorum. Kendime yapacak iş buluyorum.
Atımız, ineğimiz var, onlara bakıyorum, bahçeyi derleyip toparlıyorum. Bizde
boş durmak yok. Mesela abim Abraham belediyenin kepçe operatörü, gece gündüz
köylülerin imdadına koşar. Amcamın bir oğlu da halk eğitim merkezinde
çalışıyor. Kahvehanede vakit geçirmiyoruz. İnancımız izin vermiyor buna…”
Maksim’in (32) çalışkanlığı, dürüstlüğü
ve ustalığını, adresini sorduğumuz ilçe esnafı Rıdvan Kazak’tan da dinlemiştik.
Maksim gibi diğer ‘Malakan’ akrabalarının da çalışkanlık ve dürüstlükleriyle
nam saldıklarını anlatıyordu: “Malakanlar inançları gereği gözü tok, eli mahir
insanlar. Çalışmak onlar için ibadet. Yüzyıllardır yanımızdalar, bir
zararlarını görmediğimiz gibi çok faydalarına şahit olduk.”
İri kıyım cüsseleri, parlak yüzleri,
sarı saç ve mavi gözleriyle Karslılardan çabucak ayrılan Malakanları
anlatmasını istiyoruz Maksim’den. Bizi ‘o daha iyi biliyor’ diyerek 68
yaşındaki amcası Lavranti Türkseven’e yönlendiriyor. Türkseven 1944’te
Arpaçay’da dünyaya gelmiş. Annesi Alman, babası Rus. Eşi Nuriye Hanım,
kayınpederi Petro ile kayınvalidesi Bendelina da Arpaçaylı. Askerliğini Sivas
ve Gaziantep’te tamamlamış. Beş kişilik ailesini çiftçilikle geçindirmiş.
Yetiştirdiği yarış atlarından da hayli para kazanmış. Malakanların Kars’a
beraberlerinde getirdikleri atların ırkını yüzyıllarca koruduklarını
vurguluyor.
Önce derin bir nefes, ardından çayından
bir yudum alıp başlıyor anlatmaya: “Malakanlar aslen Rus. Ağrılıklı olarak da
Beyaz Rus. Ortodoks Kilisesi ve ruhban sınıfıyla örtüşmeyen inanışları vardı.
1800’lerin başında dönemin Rus Çarı I. Aleksander, Malakanlara karşı sert
politikalar uygulamaya koyuluyor. Önce Kırım ve civarına, ardından Kafkasya ve
Kars’a sürülüyorlar. Kilise’yle yaşadıkları sorunun yanında inanışları gereği
askerliği kabul etmemeleri de sürgün sebepleri arasında. Benim dedem, dedemin
babası Kars’ta dünyaya geldi. Dört kuşaktır burada yaşıyoruz. Allah’a çok şükür
hiçbir sorunumuz yok.”
Dönemin çarı, Rus Ortodoks
Kilisesi’-nden ayrılan ‘Malakanizm’ inanışını tehdit olarak algıladığı için
Malakanlara karşı sert tedbirler alır. Önce sakallarını, bıyıklarını kesmeye,
ardından askerliğe zorlar onları. İnanışlarına ters olan bu zorlamalara
dayanamayan Malakanlar Tiflis, Kırım, Erivan, Bakü bölgelerine göçer. Çar
bununla da yetinmeyip kırılmaları için Malakanları 1876-1877 Osmanlı Rus
Savaşı’nın ardından ele geçirilen Kars ve civarına sürer. Ancak beklenenin
aksine yöre halkı Çar’ın zulmünden kaçan Malakanlara sahip çıkar. 10 binlerce
Malakan 1920’lere kadar yerel halkla sorunsuz bir şekilde yaşar. Kazım
Karabekir komutasındaki 15’inci Kolordu 30 Ekim 1920’de Kars’ı Rus işgalinden
kurtarır. 1921’de yapılan anlaşmayla Rusların Kars’tan çekilmeyi kabul
etmesinin ardından diğer azınlıklar gibi bazı Malakan aileleri Rusya’ya geri
dönse de 1962’ye kadar büyük kısmı Kars’ta varlığını sürdürür. 1960’larda artan
ekonomik sıkıntılardan dolayı 500 aile Türk vatandaşlığından çıkarak trenle
Kars’tan ayrılır.
Lavranti Bey’e
Malakanların neden Kars’tan ayrıldığını soruyoruz. Çoğunun ekonomik
sıkıntılardan dolayı ayrıldığını söylüyor. Bir kısmının ise Müslümanlardan kız
alamadığı için bu toprakları terk etiğini ifade ediyor: “Biz barışçıl bir
millet olduğumuz için Türklerle hiçbir sorun yaşamadık. Aramızda küçük
sürtüşmeler oldu ama bundan dolayı gitmedi Malakanlar. Çoğu ekonomik sorunlardan
dolayı göç etti. Bir de burada kalanların soyu tükeniyordu. İnancımız gereği
biz 7 göbekten akraba olan kişilerle evlenemiyoruz. Müslümanlar da bize ‘gâvur’
diye kız vermedi. Ama almaya gelince aldılar kızlarımızı. Mesela yeğenim Maksim
hâlâ bekâr. Oğlum Âdem de. Âdem’i bir Türk kızı sevdi. Âdem de onu sevdi. Kız
her gün telefonla arıyor. Ama evlenmesine izin vermiyorlar. Diğer oğlum Yakup
da bekâr. Burada evlenemeyenler de Avrupa’ya, Rusya’ya gidip oradakilerle
evlenme yoluna gidiyor.”
Modern tarımı getirdiler
Kız vermeme sayılmazsa, Karslılar da
sevmiş Malakanları. Bunda inançlarının büyük katkısı var. Rus Ortodoks
Kilisesi’nden ayrılan ‘Malakanizm’ inanışı, ‘Eski Ahit’ ile örtüşen 10 emirden
oluşuyor. Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesine iman etmedikleri gibi kiliselerinde
ikon ve suret de bulundurmuyorlar. Domuz eti yemiyor, yalan söylemekten
kaçınıyorlar. Adam öldürmeyi büyük günah olarak gördükleri için askerliği
reddediyorlar (Türkiye’dekiler vatandaşlık gereği yapıyor). Cimrilik, mal
biriktirme de yok inançlarında. Bundan dolayı Kırım gibi Kars’ta da yöre halkı
tarafından kabullenilmişler.
Yerel tarihçi Vedat Akçayöz, bölge
insanının Malakanları çabuk kabullenmesinde, beraberlerinde Kars’a taşıdıkları
fennî tarım ve hayvancılığın büyük rol oynadığını belirtiyor. Annesi Malakan
olan Vedat Bey Türkiye’de Malakanlar üzerine araştırmalar yapan sayılı
isimlerden biri. 2009’da Rusya ve Gürcistan’a gitmiş, Türkiye’den oraya
göçenleri yerinde inceleyip belgesellerini çekmiş. Vedat Bey, Rus çarının
Kafkasya’ya kırılsınlar diye sürdüğü Malakanların Kars’a Rusya’da uyguladıkları
tarım ve hayvancılık sistemini getirerek şehre çağ atlattığını iddia ediyor:
“Malakanlar tarım ve hayvancılıkta uzmanlaşmış bir millet. Kars’a sürülünce
beraberinde bilgi birikimleri ile tarım aletlerini de getirmişler. O günlerde
Karslılar tarlaları öküzlerle sürerken Malakanlar kendilerinin melezleştirdiği
atlarla sürmeye başlamış. Aynı şekilde fennî arıcılığı, çiçekçiliği
kazandırmışlar bu topraklara. Çok nizami ve modern köyler kurmuşlar. Kalın
taşlardan Rus mimarisine özgü inşa edilen evlerin çoğu bugün hâlâ ayakta.
Ayrıca modern peynir üreticiliğini getirmişler. Çoğu Karslıya göre kaşar
üretimine de Malakanlar önayak olmuş.”
En iyi at, bal ve işçilik onlarda
Lavrenti amca ticarette insafı elden
bırakmadıklarını, yöre halkının kendilerini bundan dolayı tercih ettiğini
söylüyor: “Biz hem ucuz hem de kaliteli iş çıkarıyoruz. Çok da insaflıyız.
Soygunculuğu sevmiyoruz. 10 liralık işe 20 lira istemeyiz. Hakkı neyse onu
alıyoruz. Bu Allah’a da hoş gider, kula da hoş gider. İnancımız, görgümüz de
insafı elden bırakmamayı emrediyor…”
Gerek Vedat Bey gerekse Maksim, Kars’tan
ayrılan Malakanların geri dönmek arzusunda olduğunu söylüyor. Maksim, mart
ortasında Acarya’daki akrabalarını görmeye gitmiş. Onlarla 8 gün geçirip
anılarını dinlemiş. Konuştuğu Malakanlar Kars’a dönmek istediklerini söylemiş:
“1962’den önce Kars’ın Atçılar, Yalınçayır ve Çalkavur köylerinde yaşayan
Malakan aileler vardı.
1962 yılında buradan ayrılıp
Almanya, Fransa ve Rusya’ya gittiler. Akrabalarımızdan Almanya, Fransa ve
Rusya’ya gidenler de oldu. Ara sıra telefonla konuşuyoruz. Geçen hafta
Acarya’dakileri ziyarete gittim. Örf ve âdetlerini bozmamışlar. Buradaki
sistemi oraya da kurmuşlar. Hayvancılık, tarımcılıkla uğraşıyorlar.
Bahçelerinde çiçek yetiştiriyorlar. Kars’ı, Malakanları sordular. Eskiden
yaşadıkları evleri sordular. Saatlerce, günlerce konuştuk. Burada askerliğini
bitirip gidenler var aralarında. Türkçeyi unutmamışlar, kendi aralarında Türkçe
de konuşuyorlar. İmkân olsa çoğu dönüp gelecek buralara. Orada da rahat
değiller. Buraları özlüyorlar tabii, hem de nasıl. Türkiye izin vermediği için
temelli geri gelemiyorlar.”
Maksim’in ardından Lavranti amca girdi
söze. Zamanında İsmet İnönü’nün Kars’taki Malakanlara verimli meralar, geniş
tarlalar verdiğini hatırlattı. Burada yaşarken Malakanların bölgenin varlıklı,
itibar gören aileleri olduğunu anlattı. Bırakıp gidenlerden çok azının refaha
erdiğini vurguladı: “1962’de Kars’tan ayrılmaya karar verenler geride kalanlara
şifreli mesaj göndermiş. ‘Rahatımız iyi, burada Bayram gibi yaşıyoruz.’
demişler. Hâlbuki Bayram fakir bir zattı. Hatta ‘Sefil Bayram’ denirdi. Geride
kalanlar anlıyor ki gidenlerin rahatı yok.”
İnanışları gereği aile birliğine önem
veren Malakanlar, göçtükleri Amerika ve Avrupa ülkelerinde rahata erememişler.
Yeni nesillerinin öz kültüründen uzaklaşmasını istemeyenlerden Avustralya ile
Rusya’ya göçenler olmuş. 1950, 1954 ve 1957’de Amerika’daki Türk elçiliğine
gelen bir grup Malakan Türkiye’ye geri dönme izni ister. Ancak Ankara bu üç
girişime de cevap vermez.
Vedat Akçayöz, bugün ağırlıklı olarak
Kanada, ABD, Avrupa, Avustralya ve Rusya’da yaşayan Malakanların nüfusunu 3,5
milyon olarak veriyor. Ona göre Türkiye’ye gelen Malakanların sayısı bilinmemekle
birlikte son 150 yılda 10-15 bininin bu topraklardan göçtüğünü, Kars’ta sadece
11 Malakan kaldığını söylüyor.
Şivesiyle, giyimi ve başındaki
kasketiyle klasik bir Karslıyı andıran Lavrenti amcaya kendini Türk gibi
hissedip hissetmediğini soruyoruz? Gülerek cevap veriyor: “Eh biraz öyle oldu.
Çocuklarımın ismi Âdem, Yakup, Selma. Eşiminki Nuriye. Soyadımız da
‘Türkseven’. Hepimiz Türk vatandaşıyız. Türkleri çok sevdiğimiz için vermişler
bu soyadı bize. Türkleri nasıl sevmem? Dedemin dedesi burada doğdu, ben ve
çocuklarım da. Bir bakıma Arpaçay’ın asıl yerlisi biziz (gülüyor). Allah razı
olsun şimdiye kadar bize kimse dokunmadı.” Maksimlerde de durum aynı. Annesi
Fena, babası Dimitry, kardeşleri Abraham, Mary ve Vera da Arpaçay’da dünyaya
gelmiş.
Arpaçay’da son iki aile kalmaları
onların huzurunu, mutluluğunu kaçırmamış. Arpaçaylılar daha bir değer vermeye
başlamışlar. Önceki hafta kalp krizi geçiren Lavrenti amcanın ziyaretçisi eksik
olmamış: “Kız kardeşlerimin biri Almanya’ya diğeri Fransa’ya göçtü. Biri
halamın oğlu ile evlendi. Onlarla telefonda görüşüyoruz. Bir keresinde gittim
oraya ama dil bilmediğim için rahat edemedim, hemen geri döndüm Arpaçay’a.
Akrabamız kalmadı ama Allah’ımıza şükür Arpaçaylılar bizi seviyor. Kalp krizi
geçirince 80-100 kişi gelip hâlimi sordu.”
Arpaçay’da kaşar üretimi yapan Rıdvan
Kazak da söyledikleriyle Lavrenti Türkseven’i doğruluyor. Malakanların
Arpaçay’a, Kars’a çok şey kattığını, onların gidişiyle birlikte bölgenin ticari
ve kültürel anlamda zayıfladığını anlatıyor: “Malakanlar güçlü yapıları ve
çalışkanlıklarıyla geçmişte bölgenin kalkınmasında önemli roller üstlenmiş. En
iyi peyniri onlar üretmiş, en iyi atı onlar yetiştirmiş. Peynirciliği
geliştirmişler; özellikle gravyer ve kaşar peyniri… Bölgeyi çiçek bahçesine çevirmişler.
Her ev kendine özgü bir çiçek yetiştirmek için yarışmış âdeta. Eğer buralardan
göçmeselerdi, Arpaçay iki misli daha gelişmiş olurdu. Onların gidişiyle tarım
ve hayvancılık, özellikle de atçılık, arıcılık geriledi. Pancar ve patates
ekimi durma noktasına geldi. Çünkü bizim insanımız tembel. Kahvelerde vakit
öldürüyor. İl dışından Kars’a gelip ekmeğini çıkaranlar varken, Arpaçaylılar
devletten yardım bekliyor. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var.”
Gidenlerin bir gözü Kars’ta
Temelli olamasa da
gezmeye gelenler de oluyormuş. Özellikle Rusya’dan gelip eski evlerini,
mezarlarını ziyaret ediyorlarmış. Bir iki gün vakit geçirip hayatta kalan
komşularıyla görüşüyorlarmış. Ankara’ya vatandaşlık için başvuranlar da olmuş.
Vedat Bey, Malakanlar için bir müddet yaşadıkları, kalkınmasına önayak
oldukları Kars’ın ayrı bir değerinin olduğunu söylüyor: “Buradan gidenlerin
çoğu Kars’taki günlerini arıyor. Burada akil adamlardı, varlıklıydılar.
Gittikleri yerde zengin olma imkânları olmadı. Buradaki gibi verimli topraklara
sahip olamadılar…”
Soylarının azalması, sıkı aile
bağlarının zayıflaması ve dinî vecibelerini yeterince yerine getirememe hâliyle
üzüyor Malakanları. Türkseven ailesinde 7 göbek içinde evlilikler başlamış
mesela. Hoşnut değiller bundan ancak yok olmamaları için mecbur kalmışlar.
Lavrenti amca kızı Selma’yı Sivas’a gelin göndermeye hazırlanıyor. Çünkü
Arpaçay’da evlenebileceği damat adayı yok. İstanbul, Ankara ve Hatay’daki
Malakanlarla bağlantılarının olmayışına üzülüyor. Kiliseleri olmadığı için
ibadetlerini evde yaptıklarını söylüyor. Azınlıkta kalsalar da yemek ve sabah
dualarını devam ettirdiklerini söylüyor. Paskalya ve Noel bayramlarının hüzünlü
geçtiğine değiniyor. Ankara’daki Alman büyükelçisi yıllar sonra kendilerini
ziyaret eden ilk yabancı yetkili olmuş.
Arpaçay’da gördüklerimiz, anlatılanlar
bize Rus zulmüne maruz kalan bu iki milletin (Türklerle Malakanların) zor
günlerinde birbirlerine sahip çıktığını düşündürttü. Zira ne Türkler ne de
Malakanlar birbirlerini düşman olarak görmüş. Onun için hâlâ bir gözleri
Ankara’da… Umutla bir gün geri dönmelerine izin verilmesini bekliyorlar.
Karslıların duası da bu yönde. Eskiden olduğu gibi köylerinin çiçeklerle
bezenmesini istiyorlar.
“Annemin babası ile
annesini kaynar suya basmak istemişler”
“Ben Ermenileri hiçbir zaman tasdik
etmem. Onların öldürüldüğünü tasdik etmem. Türkleri tasdiklerim. Çünkü
yaşadıklarım var. Annemin babası ve annesi Kars’ın Karacaören köyünde
yaşıyorlarmış. Ermeni ayaklanması baş gösterince yıllarca birlikte yaşadıkları
Ermeni komşularınca esir edilmişler. Ermeniler büyükçe bir kazana su doldurup
altına ateş yakmışlar. Suyu kaynatıp annemin yaşlı babası ile annesini kaynar
suya basmak istemişler. Allah razı olsun, o sırada köye Türk askerleri yetişmiş.
Havaya ateş açmışlar. Ermeniler dedem ile nenemi bırakıp kaçmışlar. Ermeniler
büyük dedem ile nenemin Hıristiyan olduğunu bile bile yapmışlar bunu. Türklerle
iyi geçindikleri için onları haşlamaya çalışmışlar. Ermeniler aynı dinde olduğu
komşusunu haşlamak isterken, Müslüman Türkler Hıristiyan komşularının yardımına
koşmuş. Bu yardımı nasıl unuturuz!”
Tolstoy ölümüne kadar
Malakanlara para gönderdi
Malakanlara sürgün yıllarında en büyük
desteği dünyaca ünlü Rus yazar Lev Tolstoy verir. Tolstoy, ‘bozulmamış
Ortodoksluğu’ yaşadıklarına inandığı Malakanlara eserlerinin telif ücretlerini
gönderir. Özgürlük ve hak arayışlarını destekler, daha özgür olacakları
ülkelere göç etmelerine yardımcı olur. Tolstoy’un ‘Diriliş’ adlı romanının
gelirini Malakanlara bağışladığı biliniyor.
Kilise ile aralarına ‘süt’
girdi
Rusçada ‘Moloko’ kelimesi süt, ‘Molokan’
da ‘süt içen’ anlamına geliyor. Malakanların Ortodoks Kilisesi’nden
ayrılmalarına da süt içmeleri yol açıyor. Ortodoks Kilisesi o tarihlerde
insanların haftada iki gün süt içmesine izin veriyordu. Ancak Malakanlar bu
perhize (oruca) itiraz ederek haftanın her gününde süt içilebileceğini
savunuyorlardı. 1682 yılında Ortodoks Kilisesi’nden ayrılıp Molokanizm´i dinsel
bir harekete, yaşam tarzına dönüştürdüler. Malakanlara göre peygamberleri
Maksim; Tevrat, İncil ve Zebur’un esaslarına göre yeni bir din ortaya koydu.
Özünde dinî merasimlerle devlet kilisesi fikrine karşı duran bir İncil
Hıristiyanlığı. Teslisi, azizliği, ikonaları, vaftiz çıkarmayı, vaftizi,
istavroz çıkarmayı reddeden Malakanlar, askerliği, silah taşımayı ve kullanmayı
günah sayıyor. Her türlü devlet otoritesini de yaratıcının otoritesi ile
çeliştiği için yok sayıyor.
1960’ta nüfusları 1600’dü
1962’deki büyük göç öncesinde Türkiye’de
yaşayan Malakan nüfusu 1600 olarak tespit edilmişti. Kars’ın Yalınçayır,
Atçılar ve Çalkavur köylerinde toplam 170 hane Malakan yaşadığı kayıtlara
geçmiş. Kars’ın ardından yoğun olarak İstanbul, Ankara, Hatay ve Sivas’ta
yaşadıkları belirtiliyor.
Malakanların 10 yalın
emirleri
- Bir yaratıcıya iman et
- Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesini reddet
- Ruhban sınıfını reddet
- İkonları reddet
- İnsan canına kıyma
- Yalan söyleme
- Domuz eti yeme
- Cimrilik yapma
- Mal biriktirme
- Barışçıl davran
http://www.aksiyon.com.tr/dosyalar/kars-in-sakli-yuzu-malakanlar_532935
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder