1 Nisan 2015 Çarşamba

Moskova Antlaşması - 16 Mart 1921

TÜRKİYE – SOVYET RUSYA DOSTLUK VE KARDEŞLİK ANTLAŞMASI

Moskova, 16 Mart 1921

Sovyet Rusya'nın genel siyasetini dikkate alan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bekir Sami Bey Başkanlığında Moskova'ya bir heyet göndermişti. Bu heyet, Sovyetler ile Ankara Hükümeti arasında yapılacak antlaşmaya esas olacak ve Brest-Litovsk Barış Antlaşması'na dayanan bazı hususları tespit etmiş ve böylece 20 Ağustos 1920'de iki hükümet arasında olumlu görüşmeler başlamıştı. Ancak, Sovyet Dışişleri Komiseri Georgiy Vasilyeviç Çiçerin'in Kafkasya'da Türkiye'ye ait bazı bölgelerin Ermenistan'a verilmesini istemesi üzerine antlaşmanın imzalanmasından vazgeçilmişti.

Bunun üzerine Eylül 1920'de harekete geçen Kâzım Karabekir komutasındaki 15. kolordu Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Iğdır'ı aldıktan sonra Taşnakların idaresindeki Ermenistan ile Gümrü Antlaşması imzalanarak Doğu sınırı tespit edilmişti. Bu sınırın Sovyetler Birliği tarafından da onaylanmasını isteyen Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa'yı Moskova elçiliğine tayin etti. Ali Fuat Paşa heyeti 14 Aralık 1920'de Ankara'dan ayrılmıştı. Keza, Çiçerin de Ekim ayında Gürcistan'ın Ankara elçisinin kardeşi olan M. Budu Medivani'yi Ankara'ya elçi olarak görevlendirmişti. 19 Şubat 1921'de Ankara'ya gelen Medivani, Mustafa Kemal Paşa'ya itimatnamesini sunmuştu.

Bundan sonra Türk - Sovyet ilişkilerinin gelişmesi iki tehlike ile karşılaştı. Bunlardan Birincisi: Türk - Sovyet görüşmelerinin yapıldığı sırada Enver Paşa'nın Moskova'da bulunması idi. İkincisi ise; Azeri milliyetçilerinin girişimiyle Ocak 1920’de Bakü'de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmesi ve burada Doğu Milletleri Kongresi’nin toplanması idi. Ancak, her iki sorun da Türk - Sovyet görüşmelerinin olumlu sonuçlanmasına engel olamadı. Bunda, Türk ordularının Doğu'da Eylül 1920'de Ermenileri; Batı'da da, Ocak 1921'de I.İnönü Savaşı'nda Yunanları yenilgiye uğratmalarının ve dolayısıyla Ankara temsilcilerinin Moskova'daki pazarlık gücünü artırmış olmasının sağladığı etkinin varlığı idi.

Neticede taraflar, Batum'un Sovyetler Birliği'ne terkedilmesi karşılığında Rusya'nın Türkiye'ye belirli miktarda altın ve silah göndermesi hususunda anlaştılar. Bu malzemelerin Ankara'ya taşınması işi de o sırada Batum'da yaşamakta olan Halil Paşa tarafından organize edildi.

Antlaşmayı Türkiye tarafından Ali Fuat Paşa, Dr. Rıza Nur ve Yusuf Kemal Tengirşenk, Rus tarafından ise Dışişleri Komiseri Çiçerin ve Merkez Komitesi üyesi Kumuk asıllı Celal Edin Korkmazov imzaladı.

Anlaşma her iki devletin de çıkarları düşünülerek imzalanmış ve uygulanmıştır.


TÜRKİYE – SOVYET RUSYA DOSTLUK VE KARDEŞLİK ANTLAŞMASI

Moskova 16 Mart 1921


(Metin)
Ulusların kardeşliği ilkesini ve kavimlerin kendi geleceklerini özgürce saptamak hakkını tanımakta birleşmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti, genişleme ve istila siyasetine karşı olan savaşlarındaki dayanışmalarını ve iki ulustan birinin karşılaşacağı zorlukların ötekinin durumunu da ağırlaştıracağını bilerek, aralarında her zaman dostluk ilişkilerinin ve her iki ulusunu karşılıklı çıkarlarına dayanan sürekli dostluk bağlarının yerleşmiş olmasını görmek özlemiyle bir Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması yapmaya karar vermişler ve bu amaçla aşağıda yazılı yetkili temsilcilerini seçmişlerdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Ekonomi Bakanı ve bu Mecliste Kastamonu Milletvekili Yusuf Kemal Bey,

Bu Hükûmetin Milli Eğitim Bakanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde Sinop Milletvekili Doktor Rıza Nur Bey ve

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Büyükelçisi ve bu Meclis’te Ankara Milletvekili Ali Fuat Paşa.

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti:

Dışişleri Halk Komiseri ve tüm Rusya Merkez Yönetim Komitesi üyesi Jorj Çiçerin

Tüm Rusya Merkez Yönetim Komitesi üyelerinden Celal Korkmazof.


Yukarıda adı geçen yetkili temsilciler, yönetimine uygun bulunan yetki belgelerini verdikten sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır.


1. Madde: Bağıtlı Taraflar, herhangi birine zorla kabul ettirilmek istenilen bir barış antlaşması ya da başka bir uluslararası bağıtı tanımamayı ilke olarak benimserler. Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti, bugün Büyük Millet Meclisince temsil edilmekte olan Türkiye ulusal Hükûmeti tarafından tanınmamış Türkiye’ye ilişkin hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul eder. İşbu Antlaşmada yazılı ‘Türkiye’ terimi ile 28 Ocak 1920 günü İstanbul’da toplanan Meclis-î Milli’nin kapsadığı topraklar anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin kuzey-doğu sınırı, Karadeniz kıyısında bulunan Sarp köyünden başlayarak, Hedis Meta dağı – Savşat dağında suların bölündüğü çizgi – Kani dağı ve oradan, sürekli olarak, Ardahan ve Kars Sancaklarının yönetim sınırlarının kuzeyini izleyerek Aşağı Kara Su’yun döküldüğü yere varan çizgi ile belirlenmiştir. (Sınırın ayrıntıları ve buna ilişkin işler için 1 (A) ve 1 (B) Eklerine bağlı, Taraflarca imzalanan haritaya bakılması).

2. Madde: Türkiye, işbu Antlaşmanın birinci maddesinde gösterilen sınırın kuzeyinde Batum Livasına ilişkin topraklar ile Batum kenti limanı üzerindeki egemenlik hakkını, şu koşullarla, Gürcistan’a bırakmaya razı olur:

Birinci: İşbu Maddede belirtilen yerler halkının, her topluluğunun kültürel ve dinsel haklarını sağlayacak ve bu halkın yukarıda sözü geçen yerlerde isteklerine uygun bir tarım toprakları rejimi kurma olanağına sahip olacak biçimde geniş bir yönetimsel özerkliğe kavuşması:

İkincisi: Batum limanı üzerinden Türkiye’ye giden ya da oradan gelen ticaret malları ve tüm nesnelerin gümrük vergisine bağlı tutulmayarak ve hiç bir engelle karşılaşmayarak, her türlü vergi ve ücretten bağışık biçimde, serbest transit hakkı ile birlikte, Türkiye’nin özel harcamalardan ayrık olarak, Batum limanından yararlanmasının sağlaması.

3. Madde: Bağıtlı Taraflar, Antlaşmanın 1 (C) Ekinde belirlenen sınır içindeki Nahcivan kesiminin, koruyuculuk hakkını üçüncü bir devlete hiç bir zaman bırakmamak koşulu ile Azerbaycan koruyuculuğunda özerk bir bölge oluşturulması konusunda anlaşmışlardır.

Nahçivan topraklarının Aras talveg çizgisinin doğusu ile Tağna Dağı (3829) – Veli Dağ (4121) – Bağırsık (6587) – Kömürlü Dağ (6930) çizgisi arasından sıkışmış üçgen kesiminde, bu toprakların Kömürlü dağ (6930)’dan başlayıp Saray Bulak (8071) – Ararat İstasyonundan geçerek Kara Su’nun Aras ile birleştiği yerde sona eren sınır çizgisi, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan yetkili temsilcilerinden oluşacak bir Komisyon eliyle belirlenecektir.

4. Madde: Bağıtlı Taraflar, Doğu uluslarının ulusal kurtuluş hareketleri ile Rusya işçilerinin yeni bir sosyal düzen için savaşımı arasındaki yakınlığı gözlemleyerek, bu ulusların özgürlük ve bağımsızlık haklarını ve diledikleri hükûmet rejimi ile yönetilmek haklarını açıkça belirtirler.

5. Madde: Boğazların tüm ulusların ticaretine açılması ve geçiş özgürlüğünün sağlanması için, Bağıtlı Taraflar, Karadeniz ve Boğazların bağlı olacağı rejimin kesin biçimde hazırlanması işinin, kıyı devletlerinin temsilcilerinden oluşmak üzere, daha sonra yapılacak bir Konferansta alınacak kararların Türkiye’nin salt egemenliğine ve Türkiye ile onun başkenti olan İstanbul’un güvenliğine hiç bir zarar getirmemesi gerekir.

6. Madde: Bağıtlı Taraflar iki ulus arasında şimdiye dek yapılan tüm antlaşmaların kendilerinin karşılıklı çıkarlarına uygun olmadığını kabul ederler. Böylece, bu antlaşmaların geçersizliği ve ortadan kaldırılmış olduğu konusunda görüş birliğine sahiptirler. Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti, Kapitülasyonlar yönetiminin her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce sürmesi ve egemenlik haklarını bütünüyle kullanmasıyla bağdaşmadığını kabul ederek, Türkiye’de bu yöntemle herhangi bir biçimde ilişkili her türlü yetkilerin ve haklarını kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar.
7.
8. Madde: Bağıtlı Taraflar, toprakları üzerinde karşı Taraf ülkesinin ya da ona bağlı topraklarından birinin Hükûmeti rolünü üstlenmek savında bulunan örgüt ve grupların kurulmasını ya da yerleşmesini ve öteki ülkeye karşı savaşın amacında olan grupların yerleşmesini hiç bir zaman kabul etmemeyi yükümlenirler. Türkiye ve Rusya, Kafkasya Sovyet Cumhuriyetleri için de karşılıklı olmak koşulu ile özdeş yükümlülük üstlenirler.

Şurası ayrıca belirtilir ki, işbu Maddede sözü geçen Türkiye toprakları doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin sivil ve askersel yönetimi altında bulunan topraklarıdır.

9. Madde: Bağıtlı Taraflar, iki ülke arasındaki bağlantıların kesilmeden sürdürülmesi amacıyla, demiryolu, telgraf vb. Gibi ulaşım ve iletişimi koruma ve geliştirmeyi ve iki ülke arasında, zorluklarla karşılaşmaksızın, kişi ve malların özgürce geçişini sağlamak için gerekli önlemlerin, ivedilikle aralarında anlaşarak alınmasını yükümlenirler. Bununla birlikte, yolcuların ve ticaret eşyasının girip çıkışında ülkelerden her birinde yürürlükte bulunan yasalar bütünüyle uygulanacaktır.

10. Madde: Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir.

Aile ve veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.

11. Madde: Bağıtlı taraflar, her iki ülkeden birinin öteki ülke topraklarında oturan uyrukları için En Çok Gözetilen Ulus işlemi uygulanmasına izin verirler. İşbu Madde hükümleri Türkiye’nin müttefiki bulunan Müslüman Devletlerinin uyrukları ile Rusya’nın müttefikleri olan Sovyet Cumhuriyetleri uyruklarına ilişkin haklarda uygulanmaz. 
12. Madde: 1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken, üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkı olduğu Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmetince işbu Antlaşma ile kabul olunan topraklar halkından her isteyen Türkiye’yi özgürce terk edebilecek ve eşyasını, mallarını ve paralarını birlikte götürebilecektir. İşbu Antlaşma ile Türkiye tarafından egemenlik hakkı Gürcistan’a terkedilen Batum arazisi halkından her kimse de özdeş hakka sahiptir.

13. Madde: Rusya, tüm savaş tutsakları ile sivil tutuklulardan Kafkasya ve Avrupa Rusya’sında bulunanları, işbu Antlaşmanın imzası gününden başlayarak üç ay içinde; Asya Rusya’sında bulunanları altı ay içinde, harcamaları Rusya tarafından ödenmek üzere, Türkiye’de bulunan Rus savaş tutsakları ile sivil tutukluları için de Türkiye özdeş işlem uygulayacaktır. Bu geri yollamaların ayrıntıları işbu Antlaşmanın imzasından sonra yapılacak özel bir Sözleşme ile belirlenecektir.

14. Madde: Bağıtlı Taraflar en kısa bir süre içinde bir Konsolosluk Sözleşmesi ile bu Antlaşmanın Giriş kesiminde belirtilen iki ülke arasındaki ilişkileri ve bağları güçlendirmek amacıyla, ekonomik, parasal ve öteki gerekli işleri düzenleyici Anlaşmalar yapmayı kabul ederler.

15. Madde: İşbu Türk – Rus Antlaşmasında güney Kafkasya Cumhuriyetlerine ilişkin hükümlere Türkiye ile bu Cumhuriyetler arasında yapılacak Antlaşmalarda uyulmasını zorunlu kılmak için, Rusya söz konusu güney Kafkas Cumhuriyetleri katından gerekli girişimlerde bulunmayı yükümlenir.

16. Madde: İşbu Antlaşma onay işlemi görecektir. Onay belgeleri en kısa bir süre içinde Kars’ta verilecektir.

İşbu Antlaşma, 13. Maddesi ayrı tutulmak üzere, onay belgelerinin verişimi gününden başlayarak yürürlüğe girecektir.

Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adı geçen yetkili Temsilciler iş bu Antlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.
İşbu Antlaşma iki örnek olarak, Moskova’da 1337 (1921) yılı Martı’nın on altıncı günü düzenlenmiştir.

Yusuf Kemal                      Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur                     Djelal Korkmassoff
Ali Fuad

EK 1 (A)

Türkiye’nin kuzey – doğu sınırı aşağıdaki biçimde saptanmıştır (Rus genelkurmayının 1/210.000 ölçeğindeki – bir pus beş vestlik haritasına göre):

Karadeniz kıyısında Sarp (Sarpe) Köyü – Karaşalvar Dağı (Chalvar Cara) (5014) – ve maradidi (Maradidi) Köyünün kuzeyinde Çoruh’u keser – Sapar (Sabaor) Köyü kuzeyi – Hedis – Meta Dağı (Khedis - Meta) (7052) – Kavakibe Dağı (Kva - kibe) – Kavtareti Köyü (Kavatereti) – Medzyebna (Mdzybna) Dağı sularının bölündüğü çizgi – Keson Dağı (Crat-Kessonu) (6468) – Kordo Dağı (Korda) (7910) sularının bölündüğü çizgiyi izleyerek Harabet Şavaşateşki (Karabet Chavchatesky) Dağı doruğunun batı kesminden eski Artvin Kazasının eski yönetim sınırına ulaşır. Şavşateski Dağı sularının bölündüğü çizgiden geçerek Sarı Çay (Kara İsali) (8478) Dağına varır – Kıyoraliski Boynu (Kioralisky), buradan Kannı (Kanny) Dağında eski Ardıhan Kazasının eski yönetim sınırına gelir – oradan kuzeye yönelerek Elil Grmani (Aiil Grmany) (8357) Dağına ulaşır – Aynı Ardıhan sınırını izleyerek Badela (Badela) Köyünün kuzey – doğusunda Pskov (Pskhov) Çayına ulaşır – ve Çancak (Tchnatchak) Köyünün kuzeyine dek bu ırmağı güneye doğru izler – orada bu ırmağı bırakıp suların bölündüğü çizgiyi izleyerek Erilyan Başı (Airrilian Bachi) Dağına (8512) ulaşır – Kel Tepe (Kelletapa) (8463) ve Harman Tepe (9709) Dağlarından geçerek Kasris Seri (Kasris Seri) (9681) Dağına gelir – oradan Kura (Koura) ırmağına dek Kartanekev (Kartanakav) Köyünün doğusuna dek Kura ırmağının talveg çizgisini izler ve orada Karaoğlu (7159) Dağı sularının bölündüğü çizgiyi geçerek bu ırmağı bırakır – sonra Kazapin (Kazapine) Gölünü ikiye ayırarak (7580) noktasına ve oradan Gök Dağı (9252) ulaşır – Üç Tepeler (9783) – Tayfa Kale (Tayfa Kala) (9716-9065) noktası – orada eski Ardıhan Sancağı sınırını bırakır ve Büyük Akbaba (Bal - Akbaba) (9973) Dağına geçer – (8829) – (8827) – (7062) – İbiş Köyünün doğusuna geçerek (7518) yüksekliğine ve sonra da Kızıltaş’a ulaşır – (7439) – (7490) – Nuvi Kızıltaş (Novi Kizil Dach) Köyü – Kara Memet’in batısından geçerek Çamuşbu (Djamouchou) Çayına ulaşır (Burası Dilavar, B. Kamlg ve Tıhnız Köylerinin batısındadır). Vartanlı (Vartanli) ve Beşşuragel (Bach Chouragel) Köylerinden geçerek ve yukarıda anılan ırmağı izleyerek Kaleli (Kalalı)’nin kuzeyinde Arpa Çay Irmağına ulaşır. Oradan, sürekli olarak Arpa Çayı talveg çizgisini izleyip Aras’a gelir. Aras talveg çizgisini Karasu’nun döküldüğü yere dek izler.

Not: Şurası kesindir ki, sınır yukarıda belirtilen yüksekliklerde suların bölündüğü çizgi üzerinden geçer.


Yusuf Kemal Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur Djelal Korkmassoff
Ali Fuad

EK: 1 (B)

I (A) Ekine gösterildiği üzere, sınır çizgisinin Arpa Çay ve Aras’ın talveg çizgisinde kaldığı açıkça belirlendiğine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti tahkim edilmiş yerlerin hizasını bugünkü Gümrü (Alexandropol) – Erivan demiryolundan Arpa Çay Bölgesinde sekiz verstlik ve Aras bölgesinde dört verstlik bir mesafeye çekmeyi üstlenir. Sözkonusu bölgeleri sınırlayan çizgiler aşağıda Arpa Çayı bölgesi için birinci fırkanın (A) ve (B) bendlerinde ve Aras bölgesi için ikinci fıkrada gösterilmiştir:

I.Arpaçay Bölgesi:

(A)Vartani’nin güney – doğusunda – Uzun Kilisenin doğusunda Boziyar (Boziyar) Dağı (5906) – (5082) – (5047) – Karmırvang’ın (Karmırvank) doğusunda – Üç Tepe (5478) – Araz Oğlu’nun doğusunda – Ani (Ani)’nin doğusunda – İne Köy (Enikei)’ün batısında Arpa Çay’a ulaşır.

(B)(5019) yüksekliğinin doğusunda Arpa Çay’ı yeniden bırakır – doğruca (5581)’e gider. Kızıl Kula’nın dört buçuk verst doğusunda Bocalı (Bodcali)’nin doğusunda iki verst – daha sonra, Duygur Çayı (Digor Tchai) – Düz Geçit Köyüne dek bu ırmağı izleyerek doğruca Karabağ kalıntılarının kuzeyine giderek Arpa Çayına ulaşır.

II.Aras Bölgesi:

Karabağı Alican ve Süleyman Köy (Diza) arasındaki düz çizgi. Bir yandan Gümrü Erivan demiryolu, öte yandan demiryolundan dört ve sekiz verstlik mesafelerde belirlenen çizgilerle (bu mesafe çizgileri söz konusu bölgenin dışında kalır) sınırlandırılan bölgelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti hiç bir istihkâm yapmamayı ve düzenli asker bulundurmamayı üstlenir. Ancak söz konusu bölgede düzen, güvenlik ve yönetimi sağlamak üzere, asker bulundurmak hakkını saklı tutar.

Yusuf Kemal             Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur             Djelal Korkmassoff
Ali Fuad

EK: 1 (C)

Nahcivan Toprakları:

Ararat İstasyonu – Saray Bulak Dağı (8071) – Kömürlü Dağ (Kemourlu) (8839) – (8930) – (3080) – Sayat Dağ (Sayat) (7868) – Kurt Kulak (Kourtkoulak) Köyü – Gamasur Dağı (Gamessour) (8060) – (8022) – Gökdağ (Kuki) (8282) ve eski Nahcivan Kazasının yönetim sınırı doğusu.

Yusuf Kemal               Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur               Djelal Korkmassoff
Ali Fuad

Kars Antlaşması - 13 Ekim 1921

TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN, AZERBAYCAN VE GÜRCİSTAN ARASINDA DOSTLUK ANTLAŞMASI

Kars, 13 Ekim 1921

Rusya İmparatorluğu'nda Şubat 1917'de devriminden sonra iktidar Menşeviklerden Ekim 1917’de Bolşevik Devrimi ile egemenliğin Bolşeviklerin eline geçmesi sonucu 11 Kasım 1917'de Tiflis'te Gürcü, Ermeni ve Türk temsilcilerinden oluşan Bolşevik karşıtı Trans Kafkasya Komiserliği (Maveray-i Kafkas Konfederasyonu) karma hükümeti kuruldu. Bakü dışında tüm Trans Kafkasya'da egemenliği ele aldı. Bakü'de ise 2 Kasım 1917 tarihinde Bakü Sovyeti hükümeti kurulmuştu. Ocak 1918'de Komiserlik Tiflis'te oluşturulan Trans Kafkasya Seymi'ni yasama organı olarak ilan etti ve 1918'in Şubat ayında Trans Kafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti kuruldu. Türkler, Ermeniler ve Gürcülerin ortak kurduğu bu cumhuriyet dağıldıktan sonra her biri Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti ve Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti adında üç müstakil devlet kurulmuştur. Fakat Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti iki yıl sonra Kafkasya’yı yeniden işgal etti. Bölgedeki üç devlet Sovyetler Birliği ismini alan yeni Sovyet rejiminin idaresine girdi. 

Sakarya Zaferi’nden sonra Sovyet Rusya’nın aracılığıyla üç Sovyet Cumhuriyeti Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile Kâzım Karabekir'in temsil ettiği TBMM Hükümeti arasında 13 Ekim 1921'de Kars Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre her 3 Cumhuriyet, Moskova Antlaşması'nı kendileri için de geçerli sayıyordu. Böylece Türkiye’nin doğu sınırı kesinleşti ve Ermeni Sorunu da sona erdi.

İmzalanan bu antlaşma; bir giriş bölümü, 20 madde ve eklerinden oluşmaktadır. Sözleşmenin geçerli şartı kabul edilmemiştir. Ancak, bazı bilgilere göre antlaşmanın hükümleri 25 yıllık geçerliliği olan ek protokolleri mevcuttur. Böylece, Azerbaycan'ın Nahçıvan Bölgesi’nin hamiliği hakkında 5. maddede ifade edilen şartı açıktır. Sovyet Rusya’nın yıkılmasıyla beraber Ermenistan bu konuda farklı görüşler belirtmiş farklı makamlar Kars Antlaşmasını kabul etmediklerini açıklamıştır.

Berlin Konferansı’nda liderlerin 6ncı toplantısında Molotovun, 22 Temmuz 1945 yılında Türk-Sovyet müttefik antlaşmasının koşulları hakkında yapılmış açıklaması bu süre ile koşullandırılmıştır. Bu koşulları Kars, Artvin ve Ardahan hariç bölgelerin geri vermesi ve Karadeniz Boğazlar sorunları çözüm hükümleri kapsamaktadır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği 1991'de dağıldıktan sonra bağımsız olan Ermenistan Kars Antlaşması'nı tanımamaktadır. Erivan Taşnak Partisi Temsilcisi Kiro Manoyan ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan Kars Antlaşması'nın Sovyetler Birliği ile imzalandığını bağımsız Ermenistan tarafından imzalanmadığını öne sürerek bu sınırların geçerli olmadığını, daha farklı bölgeleri sınır belirlemiş Sevr Antlaşmasını esas aldıklarını belirtti.

TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN, AZERBAYCAN VE GÜRCİSTAN ARASINDA DOSTLUK ANTLAŞMASI
Kars, 13 Ekim 1921

(Metin)
Ulusların kardeşliği ilkesini ve kavimlerin kendi geleceklerini öz gürce saptamak hakkını tanımakta birleşmiş bulunan ve aralarında her zaman iyi ilişkilerin ve karşılıklı çıkarlara dayanan gerçek dostluk bağlarının kurulmuş olduğunu görmek özleminde olan, bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti öte yandan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri, Hükûmetleri Rusya Sovyetleri Sosyalist Cumhuriyeti Hükûmetinin de katılmasıyla, bir Dostluk Antlaşması yapılması için görüşmelere girişilmesine karar vermişler ve bu amaçla;

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti:

Büyük Millet Meclisinde Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yı;
Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekili ve Bayındırlık Bakanlığı eski Müsteşarı Muhtar ve Türkiye’nin Azerbaycan Temsilcisi Memduh Şevket Bey’leri;

Ermenistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:

Dışişleri Komiseri İskinaz Maradya ve İçişleri Komiseri Boğuz Makizyan’ı;

Azerbaycan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:

Devlet Denetimi Halk Komiseri Behbut Şah Tahtineski’yi;

Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:

Kara ve Deniz Kuvvetleri Halk Komiseri Şalva İlyava ve Dışişleri ve Maliye Komiseri Aleksandr Sıvanidze’yi

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti:

Letonya’daki Temsilcisi Jak Halski’yi yetkili Temsilci atamışlardır.

Adı geçen yetkili Temsilciler, yöntemine uygun görülen yetki belgelerini verdikten sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır.

Madde 1— Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Bağıtlı Tarafların ülkelerinin parçalarından bulunan topraklar üzerinde daha önce egemenlik haklarını kullanmış olan Hükûmetler arasında kararlaştırılmış olup söz konusu topraklara ilişkin Antlaşmalar ile Üçüncü Hükûmetler arasında yapılmış Güney Kafkasya Cumhuriyetlerine ilişkin Antlaşmaları geçersiz sayarlar. Moskova’da 16 Mart 1921 (1337) günü imza edilen Türk - Rus Antlaşması bu Madde hükmü nün dışında tutulmuştur.

Madde 2—  Bağıtlı Taraflar, içlerinden birine zorla kabul ettirilmek istenilecek her hangi bir barış Antlaşması ya da uluslararası bir bağıtı tanımamak konusunda görüş birliği içindedirler. Bu Antlaşma gereğince, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Türkiye’ye ilişkin olup da bugün Büyük Millet Meclisince temsil edilen Türkiye Hükûmetinin tanımadığı hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul ederler. İşbu Antlaşmada yazlı “Türkiye” terimi ile İstanbul’da toplanan Osmanlı Millet Meclisince kabul edilip açıklanan ve tüm devletler ile basına bildirilen 28 Aralık 1336 (1920) günkü Misak-ı Milli’nin kapsadığı topraklar anlaşılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti de Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’a ilişkin olup bu ülkelerin bugün Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetlerince temsil olunan Hükûmetlerince tanınmayan hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul eder.

Madde 3— Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Kapitülasyonlar yönteminin her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce sürmesi ve egemenlik haklarının bütünüyle kullanılmasıyla bağdaşmadığını kabul ederek, Türkiye’de bu yöntemle herhangi bir biçimde ilişkili her türlü yetkilerin ve hakların kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar.

Madde 4— Türkiye’nin kuzey - doğu sınırı (Rus Genelkurmayının 1/210.000 ölçekli, 1 parmak, 5 verstlik mesafe haritasına göre) Karadeniz kıyısında bulunan Sarp Köyünden başlayarak Hedis Meta Dağı – Şavyet Dağında suların bölündüğü çizgi - Kani Dağı ve oradan, sürekli olarak, Ardahan ve Kars Sancaklarının eski yönetim sınırlarının kıızeyini ve Arpa Çay ile Aras ırmaklarının talveğini Nizni - Kara Su’yun döküldüğü yere dek izleyen çizgi ile belirlenmiştir. (Sınırın ayrıntıları ve buna ilişkin işler için I ve II sayılı Ekler ile Bağıtlı Taraflarca imzalanmış ilişik haritaya başvurulması. Antlaşma metni ile harita arasında çelişki bulunursa Antlaşma metni haritaya yeğ tutulacaktır.)

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmetinin bir temsilcisinin de katılmasıyla eşit sayıda üyelerden oluşacak bir Karma Sınır Çizme Komisyonu topraklar üzerinde sınırı ayrıntılarıyla saptamak ve sınır işaretlerini koymakla görevlidir (İlişik 4 sayılı Harita).

Madde 5—Türkiye Hükûmeti ile Ermenistan ve Azerbaycan Sovyetler Hükûmetleri işbu Antlaşmanın III sayılı Ekinde belirtilen sınırlar içinde olmak üzere, Nahcivan bölgesinin Azerbaycan’ın koruyuculuğunda özerk bir ülke oluşturulması konusunda anlaşmışlardır.

Madde 6— Türkiye, işbu Antlaşmanın 4. maddesinde gösterilen sınırların kuzeyinde bulunan ve Batum Livasına ilişkin topraklar ile Batum kenti ve limanı üzerindeki egemenlik hakkını, şu koşullarla, Gürcistan’a bırakmaya razı olur:

Birincisi: İşbu Maddede belirtilen yerler halkının, her topluluğun kültürel ve dinsel haklarını sağlayacak ve bu halkın yukarıda sözü geçen yerlerde isteklerine uygun bir tarım toprakları rejimi kurma olanağına sahip olacak biçimde geniş bir yönetimsel özerkliğe kavuşması.

İkincisi: Batum limanı üzerinden Türkiye’ye giden ya da oradan gelen ticaret malları ve tüm nesnelerin gümrük vergisine bağlı tutulmayarak ve hiç bir engelle karşılaşmayarak, her türlü vergi ve ücretten bağışık biçimde, serbest transit hakkı ile birlikte, Türkiye’nin özel harcamalarından da ayrık olarak, Batum limanından yararlanmasının sağlanması.

Bu Maddenin uygulanması için işbu Antlaşmanın imzasından hemen sonra ilgili Taraflar temsilcilerinden oluşan bir Komisyon kurulacaktır.

Madde 7—Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti, ortak sınır bölgeleri halklarının Karma bir Komisyonca, gümrük, polis ve sağlık işleri alanlarında konulacak öncelikli yasalara uymaları koşulu ile, Sınırı geçmelerini kolaylaştırmayı yükümlenirler.

Madde 8—Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti iki ülkenin sınır bölgesi halklarının sınırın öteki yanında bulunan kışlık ve yazlık otlakların-dan yararlanmaları zorunluluğunu göz önünde tutarak, söz konusu halkların hayvanlarını sınırdan geçirmek ve alışıldığı üzere, otlaklardan yararlanmak hakkını vermeyi kabul ederler. Sınırdan geçiş sırasında uygulanacak gümrük işlemleri ile polis, sağlık vb. önlemleri Karma bir Komisyonca belirlenecektir.

Madde 9—Boğazların tüm ulusların ticaretine açılması ve geçiş özgürlüğünün sağlanması için Türkiye ile Gürcistan, Karadeniz ve Boğazların bağlı olacağı rejimin kesin biçimde hazırlanması işinin, kıyı devletlerinin temsilcilerinden oluşmak üzere, daha sonra yapılacak bir Konferansa bırakılmasını uygun bulurlar. Şu da var ki, bu Konferans ta alınacak kararların Türkiye’nin salt egemenliğine ve Türkiye ile onun başkenti İstanbul’un güvenliğine hiç bir zarar getirmemesi gerekir.

Madde 10—Bağıtlı Taraflar, toprakları üzerinde, karşı Taraf ülkesinin ya da ona bağlı topraklardan birinin Hükûmeti rolünü üstlenmek savında bulunan örgüt ve grupların kurulmasını ya da yerleşmesini ve öteki ülkeye karşı savaşım amacında olan grupların yerleşmesini hiç bir zaman kabul etmemeyi yükümlenirler. Şurası belirlidir ki, işbu Maddede söz konusu olan “Türkiye toprakları” Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin doğrudan doğruya sivil ve askersel yönetimi al tında bulunan topraklardır.

Madde 11—Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir. Aile veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.

Madde 12— Bağılı Taraflar, içlerinden birinin öteki ülke topraklarında oturan uyrukları için En Çok Gözetilen Ulus işlemi uygulanmasına izin verirler. Bu Madde Sovyetler Cumhuriyetlerinin kendi topraklarında öteki müttefik Rus Sovyet Cumhuriyetleri yurttaşlarına tanıdıkları haklar ile Türkiye tarafından kendisinin müttefikleri olan Müslüman devletlerinin uyruklarına tanınan hakları hiç bir zaman kapsamaz.

Madde 13— 1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken, üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkı doğrulanan topraklar halkından olup Türk uyrukluğundan çıkmak isteyenler eşyasını, mallarını ve paralarını birlikte alarak Türkiye’yi özgürce terk etmek hakkına sahip olacaklardır. Bunun gibi, egemenlik hakkı Türkiye tarafından Gürcistan’a bırakılmış olan toprakların halkından olup da Gürcistan uyrukluğundan çıkmak isteyenler, eşya ve mallarını ya da bunların karşılığı parayı birlikte alarak Gürcistan’ı terk etme hakkına sahip olacaklardır.

Madde 14— Bağıtlı Taraflar, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra altı aylık bir süre içinde 1918 ve 1920 Savaşları mültecileri konusunda özel bir anlaşma yapmayı yükümlenirler.

Madde 15— Bağıtlı Taraflardan her biri işbu Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, Kafkas cephesindeki savaş nedeniyle işlenen cinayet ve cürümler için öteki Taraf uyrukları yararına tam bir genel af ilan etmeyi yükümlenir.

Madde 16— Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra iki aylık bir süre içinde, kendi toprakları üzerinde bulunan eski asker ve sivil tutsakları karşılıklı olarak yurtlarına geri yollamayı kabul ederler.

Madde 17— Bağıtlı Taraflar, ülkeleri arasındaki bağlantıların kesilmeden sürdürülmesi amacıyla, demiryolu, telgraf vb. ulaşım ve iletişimi koruma ve geliştirmeyi ve zorluklarla karşılaşmaksızın, kişi ve malların özgürce geçişini sağlamak için gerekli önlemlerin aralarında anlaşarak alınmasını yükümlenirler. Bununla birlikte, yolcuların ve ticaret eşya sının giriş çıkışında Bağıtlı ülkelerin her birinde yürürlükte bulunan yasalar bütünüyle uygulanacaktır.

Madde 18— Bağıtlı ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirmek için gerekli ticaret ilişkilerinin kurulması ve ekonomik, parasal vb. işlerin çözümlenmesi amacıyla, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra, Tiflis’te ilgili ülkeler temsilcilerinden oluşan bir Komisyon toplanacaktır.

Madde 19— Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra üç aylık bir süre içinde, Konsolosluk Sözleşmeleri yapmayı yükümlenirler.

Madde 20— Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında yapılan bu Antlaşma onay işlemi 
görecektir. Onay belgelerinin verişimi en kısa bir süre içinde Erivan’da yapılacaktır.

Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek olan 6, 14, 15, 16, 18, 19 uncu Maddeler ayrı tutulmak üzere, işbu Antlaşma onay belgelerinin verişimi gününde yürürlüğe girecektir.

Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılan yetkili Temsilciler işbu Antlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.

İşbu Antlaşma 13 Ekim 1337 (1921) günü Kars’ta, beş örnek olarak düzenlenmiştir.

Kazım Karabekir                   Yakov Ganetsky
Veli Bey                               Askanaz Mravian
Muhtar Bey                            Poghos Makintsian
Mahmut Şevket Bey           Behboud Shahtahtinsky
                                            Shalva Eliava
                                            Alexander Svanidze

EK: I
[Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında sınır çizgisini tanımlayan bu Ek, 16 Mart 1921 günü imzalanan Türk - Sovyet Rusya Antlaşmasının 1 (A) Ekinin hemen hemen eşidir. Tek fark bu tanım yapılırken Gürcistan - Ermenistan ve Ermenistan - Azerbaycan sınırlarının kesiştiği yerlerin de belirtilmesidir]

EK: II
[Bu Ek’in metni Türk - Sovyet Antlaşmasının I (B) Ekinin eşidir.]

EK: III
[Nahcivan bölgesine ilişkin bu Ek’in metni Türk - Sovyet Antlaşmasının Ek (C) metnine oranla daha ayrıntılı olduğundan olduğu gibi aşağıya alınmıştır]

Nahcivan Toprakları:
Urmiye Köyü - oradan düz bir çizgi ile (Arazdayan) İstasyonuna (Bu İstasyon Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacaktır) daha sonra düz bir çizgi ile batı Taşburun (3142) Dağına - doğu Taşburun Dağında suların bölüştüğü çizgi (4108)-Cehennem Deresini Rovne (Bolak) güneyinde keser - Yağırsik dağında (6607) ya da (6587) suların bölüştüğü çizgiyi izler - oradan eski Erivan Kafkasının ve Şarur Yalagüz’ün yönetim sınırını izleyerek 6629 rakımlı tepeden Kömürlü Dağ (6839) ya da (6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye gelir - Sayat Dağı (7868) - Kürtkulak Köyü - Gamsor Dağı (8160)-8022 rakımlı tepe ve gökdağ (10282)-eski Nahcivan Kazasının yönetim sınırının doğusu.

Kazım Karabekir                        Yakov Ganetsky
Veli Bey                                    Askanaz Mravian
Muhtar Bey                                Poghos Makintsian
Mahmut Şevket Bey                Behboud Shahtahtinsky
                                                 Shalva Eliava
                                                 Alexander Svanidze

28 Mart 2015 Cumartesi

Abdilkadir IRMAK - Değişen Güç Dengeleri ve Nüfus alanlarında Kafkasya

Birçoğumuz Kafkasya bölgesini ve Kafkas ülkelerini sadece Türkiye’nin sessiz sakin birer komşu ülkeleri olarak gördük. Tabi bunda Türk dış siyasetinde Kafkasya bölgesinin Ortadoğu bölgesi gibi öncelikli olmaması ve bunun etkilediği Türk kamuoyunda Kafkasya’da olup bitenlerin yeterince yer verilmemesini de sebep gösterebiliriz. Ancak Kafkasya bölgesi, gerçekte sesiz, sakin, sorunsuz bir bölge değildir. Aslında tıpkı Ortadoğu bölgesi gibi Kafkasya da tarihte son derece büyük bir öneme sahiptir. Kavimler göçü gibi dünyaya yön verecek olayların yaşandığı, en önemli ticaret yolu olan ipek yolunun geçtiği bir bölgedir. Kafkasya bölgesi tarih boyunca güç çekişmelerine ve bunun getirdiği savaşlara sahne olmuştur.

Kafkasya aslına tam da sorunlar bölgesidir. Bu bölgeye ve bölgedeki ülkelere baktığımızda gerek tarihte olan ve tarihten günümüze kadar gelen, gelecekte de olacak olan sorunların var olduğunu görüyoruz, bunların başında Rusya’nın bölgede tek güç olmak isteyişi ve Kafkasya’yı her anlamda egemenlik alanında tutmak istemesi ve bunun sonucunda Kafkas ülkeleri ile olan anlaşmazlıkları, Rusya’nın Sovyetler dağıldıktan sonra oluşan yeni özerk bölgelerin hukuki statüsünü kendi şekillendirmek isteyişi özellikle Çeçen bölgesine karşı sert tutumu çeçen milisler ile bitmeyen savaşı, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu, yine Gürcistan ile kendi içindeki özerk bölgeler olan Acaristan,  Abhazya ve Güney Osetya ile siyasi ve hukuki statüde anlaşamamaları Gürcistan’ın üniter Devlet olma hedefi ve kendi içindeki özerk yapıların hukuki statüsünü tanımaması ve bunun getirdiği ambargolar ve savaşlar, başta Gürcistan Olaylarında olmak üzere Kafkasya petrolleri ve doğalgazından dolayı ABD’nin bölgeye girmek isteyişi ve Rusya’nın bunu engellemesi…

Bu saydığımız olaylar Kafkasya bölgesini güç çatışmalarının alanlarından biri yapmıştır.

Bu saydığımız sorunların patlak verdiği olaylar ki Bunlardan bazıları 199O’lı yıllarda Çeçen-Rus çatışması Ermenistan ve Azerbaycan arasında 1988-1994 yılları arasında geçekleşen Karabağ savaşı, 1992 Gürcistan Abhazya savaşı, yine 2008 de Gürcistan’ın Güney Osetya’ ya saldırması ve Rusya’nın Gürcistan’a sert müdahalesi gibi olaylar yakın tarihimizde gerçekleşmiştir.

Kafkasya bölgesinde Yakın tarihimizde gerçekleşen bu olayların başında, gerek sorunların çıkışı, gelişimi ve bunun sonucunda patlak veren savaş süreci olsun gerekse savaşın sonuçları, etkileri ve uluslararası kamuoyunda uyandırdığı etki ve tepkiler nedeniyle Gürcistan olayları gelir. Özellikle 2008 ‘de meydana gelen Gürcistan- Güney Osetya savaşı devlerin güç çekişmesine neden olmuştur. Buradaki devlerden kastımız Rusya ve ABD olduğu aşikardır. Gelin bu güç çatışmalarından birini bundan 4 yıl öncesine gidip hatırlayalım.

Bildiğimiz üzere Gürcistan üniter devlet olma hedefi dolayısıyla kendi içindeki özerk bölgelerin hukuki statüsünü tanımıyor ve onları kendi içinde eritme politikası güdüyordu. Özellikle Gürcistan’ın başına ABD destekli sıkı liberal Saakaşvili geçtikten sonra kendi içindeki özerk yapılara yönelik sert tutumlar almıştır. Gürcistan’ın 2008’in Ağustos ayında Güney Osetya’ya saldırması ve bu saldırıyı yaparken arkasındaki ABD desteğine güvenerek Rusya’nın vereceği tepkiyi göz ardı etmesi kendisi için stratejik bir hatanın başlangıcıdır ve bu saldırı da tam anlamıyla kendisi için hüsranla sonuçlanmıştır. Çünkü Rusya böyle bir hamlenin geleceğini önceden tahmin edip gerekli hazırlığını çok önceden yapmıştı. Bunu tahmin edip ve planladığını ve Özellikle söylüyorum ABD destekli Gürcistan’ı Güney Osetya’dan ve Abhazya’dan çıkartıp Gürcistan’ın askeri kanadını kırma süresinden anlıyoruz.

Neden özellikle ABD destekli sözünü vurguladık? Çünkü ABD; Kafkasya ve Asya petrolü ve doğalgazına ulaşabilmesi için en başta Kafkasya ve Asya’ya açılan bir kapı olan Gürcistan’ı adeta   sıçrama alanı olarak görmektedir. Ayrıca ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni doktrini; ABD’ye Rusya’nın Kafkasya’da ve Asya’da çepeçevre sarılması amacını ve sorumluluğunu yükler. Bu yüzdendir ki ABD için Gürcistan, Rusya’ ya karşı büyük öneme sahiptir.

Bir de ABD doktrinine karşı Rus doktrini var ki bu doktrin de Rusya’nın dünya devleti olması amaçlanmakta, özellikle  Putin’in Rusya’nın başına geçtikten sonra bu amaç doğrultusunda adımlar atılmaktadır. Bu hedef Rusya’nın Sovyetler dönemindeki eski güç ve ihtişamına geri dönmesidir. Bu yüzdendir ki Rusya son yıllarda bölgesinde ve dünyada artık güçlü bir şekilde sesini duyurmaktadır.2008’de de Gürcistan’a karşı attığı sert müdahale, tam anlamıyla başta Gürcistan’ı ve bölge ülkelerini sonra ABD’ye yönelik haddini bildirme ve sınırların ne olduğunu gösterme girişimidir. Buradaki  kastettiğimiz sınırlar, mevcut ülkelerin haritalardaki siyasi sınırlarından bahsetmiyoruz kastımız; ülkelerin nüfuz ve güç alanlarından bahsediyoruz. Rusya son yıllarda attığı adımlar ve ABD başta olmak üzere dünyaya verdiği mesajlarda güç ve nüfuz alanlarını tekrar belirlemiş durumda, tabi bunu attığı adımlardan anlıyoruz.

Bu adımların ne olduğunu: Rusya’nın Başta Gürcistan-Güney Osetya savaşında ABD destekli bir ülke olan Gürcistan’ı adeta işgal girişiminden, Rus savaş uçaklarının artık okyanusta devriye gezmesinden, donanmasının uluslararası sularda ve stratejik öneme sahip Ak denizde boy göstermesinden, Sovyetler döneminde geliştirdiği Nükleer bombalarını, menzili yüksek nükleer başlıklı füzelerini tekrar silah depolarından çıkartıp her an ateşlemeye hazır hale getirmesinden, yine Rus devletinin yeni adımlarından Sovyetler’ in eski üslerine geri dönmesinden anlıyoruz.

Tüm bu yakın tarihimizde ve bölgemizde gelişen ve gelişmekte olan tüm olaylar bize; artık başta Kafkasya bölgesinde olmak üzere dünyada ABD merkezli tek kutuplu dünya düzenin geride kaldığını, yeni dönemde artık gelişen Rusya ve Uzak Asya’da yükselen Çin’in ortaklığında çok kutuplu dünya düzeninin var olduğu gerçeğini öğretiyor. Özellikle bu çekişmenin başladığı alan olan Kafkasya bölgesi, yakın dönemde de ABD ve Rusya arasında tabiri caizse bilek güreşlerine sahne olacaktır. Tabi en önemlisi birbirine direk savaş açamayan bu iki devlet bölge ülkelerini ve onların içindeki sorunları kullanarak birbirini alt etmek isteyecekler. Bu da bölgede yeni çatışma alanlarının oluşacağını göstermektedir. Tabi bunda en zararlı çıkacak olan yine bölge ülkeleridir.

Türkiye olarak bize düşen görev Kafkasya’da bu oluşması muhtemel olayların önceden iyi analiz edip ona göre önlemler almaktır. Çünkü Türkiye’nin üstleneceği çatışmayı önleyici, arabulucu veya barışa yönelik politikaları, Kafkasya bölgesinin barış ve istikrar içinde olması için hayati öneme sahiptir.

Abdilkadir IRMAK - Karadeniz Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü
kadir_irmak0905@hotmail.com

AKADEMİK PERSPEKTİF  25 Kasım 2012 BÖLGESEL ANALİZLER, SİZDEN GELENLER

Mustafa GÜVEN - Devlerin Kafkasya Aşkı


Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından büyük değişimler yaşayan Kafkasya bölgesi, jeopolitik ve jeoekonomik konumu itibariyle tüm ülkelerin dikkatlerini üzerine yoğunlaştırdığı, önem arz eden bir bölgedir. Kafkasya’da ki gelişmeler sadece Gürcistan – Osetya, Azerbaycan – Ermenistan veya Türkiye – Ermenistan sorunlarından ibaret değildir. Sorunların tamamına hakim olabilmek için büyük resmi görebilmek gerekmektedir. Kafkasya bağımsız bir bölge değildir. Çevresinde daha büyük bölgelerin arasında kalmış bir alt sistemdir. Tarih boyunca da üç büyük gücün (Türkler, Persler, Ruslar) arasına sıkışmış bir bölge olmuştur. Tarih bu üç devletin güç durumu ve dengesine göre zaman zaman Kafkasya içlerine ilerlediklerine, zaman zaman da gerilediklerine tanıklık etmiştir.. Kafkasya bölgesi üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan devletler ise; başta Rusya olmak üzere ABD, Çin, İran ve AB’dir.

A.    Amerika Birleşik Devletleri ve Kafkasya

ABD, bölgeye yönelik çıkarlarını bölgedeki enerji kaynakları merkezli tanımlamaktadır. SSCB’nin dağılmasından sonra bölgeye yönelik çıkarların tanımlanmasında jeopolitik unsurlar da ön plana çıkmıştır. ABD’nin Kafkasya’ya yönelik politikalarını 3 döneme ayırmak mümkündür.
  • 1991 – 1995 : ABD’nin, Kafkasya’ya yönelik politikaları Moskova merkezlidir. Yani ABD, ‘’Russia First’’ – ’’Önce Rusya’’ politikası uygulamıştır. Bunun nedeni Kafkasya ile Rusya üzerinden ilişki kurulmak istenmesindendir.
  • 1995 – 2001 : ABD’nin yeni bağımsız cumhuriyetlere öncelik tanımasıyla ilişkilerde yakınlık ve gelişme başlamıştır.
  • 2001 ve Sonrası : ABD bölgeye yönelik daha aktif bir politika geliştirmeye başlamıştır. 1995 yılından sonra Kafkasya’da değişen ortam, ABD’nin de dış politikasının değişmesine imkân vermiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kafkasya ve Orta Asya’yı ‘’stratejik hayati bölge’’ olarak tanımlaması Rusya’nın tepkisine yol açmıştır.

Kafkasya bölgesi, Orta Asya ile birlikte ABD ve Batı devletleri için SSCB’nin çevrelenmesi politikasında  ‘’yumuşak karın’’ olarak görülmüştür. Sovyetlerin çöküşünden sonra AB ile birlikte ABD, Sovyetler’in boşalttığı yerleri hızla doldurma gayreti içine girmişlerdir. ABD’nin bölgeye yönelik siyasi hedeflerini ise üç ana maddede toplamak mümkündür.

Bölge ülkelerinin egemenlik ve bağımsızlık arzularını desteklemek. Bu davranışıyla bölgeye müdahil olmak ve bölgenin enerji ve petrol kaynaklarından çıkar sağlama eğilimindedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki ikinci  siyasi hedefi : Bölgesel petrol üretimi ve ihracatı açısından bölgedeki ticari çıkarlarını desteklemektir. ABD şirketleri, ekonomik reformların hızlanmasına ve bölgenin dünya ekonomik pazarlarına girmesini amaçlamaktadır. ABD’nin bölgeye yönelik son siyasi hedefi petrol ile ilgilidir. Amerika, petrol temin etme seçeneklerini çoğaltmak ve Basra körfezine bağımlı durumdan kurtulmak istemektedir.

11 Eylül saldırıları sonrasında sınırlı sayıda Amerikan askerinin Gürcistan’a gönderilmesi, hem Gürcistan hem de Azerbaycan ile yürütülen askeri ilişkiler, Bakü – Tiflis –Ceyhan ham petrol boru hattı projesine verilen destek, Ermenistan’da NATO tatbikatı yapılması ABD’nin bölgeye angaje olmak için uyguladığı politikalara somut örneklerdir.

B.     Rusya Federasyonu ve Kafkasya

Kafkasya her dönem Rusya için ayrı bir önem arz etmiştir. Rusya’nın gözünde Kafkasya büyük bir hammadde kaynağıdır. Jeopolitik açıdan Kuzey Kafkasya, Avrupa ile Orta Asya arasında geçiş köprüsü niteliğindedir. Kuzey Kafkasya, Rusya’nın Karadeniz, boğazlar ve Akdeniz yoluyla sıcak denizlere inebilmesine imkân sağlamaktadır. 1990’lar da Rusya Kuzey Kafkasya’da tutunabilmek için savaşmıştır. 2000’lere gelindiğinde ise Rusya’da Güney Kafkasya’ya inme eğilimi baş göstermiştir. Bölgenin enerji kaynaklarından dolayı Moskova, bölgeyi ele geçirmeyi ve elinde tutmayı en önemli hedeflerinden biri olarak görmektedir. Bu hedef Soğuk Savaş sonrasında da değişmemiştir. Putin’in göreve gelmesinin ardından Kafkasya politikasını yenileyen ve sertleştiren Rusya, dünyaya Kafkasya’nın kendi nüfuz alanı olduğunu vurgulamıştır.

Moskova, Kafkasya’da mutsuz ve ayrılıkçı azınlıkları müttefiki olarak görmektedir. Onları kendi başkentlerine karşı kışkırtarak bölgede hareket sahasını genişletmiştir. 2008 Gürcistan Savaşı’ndan sonra Gürcistan neredeyse üçe bölünmüştür. Bunlar Abhazya, Güney Osetya ve Gürcistan’dır. Böylece Rusya’nın bölgedeki müttefik sayısı üçe çıkmıştır. Ayrıca Gürcistan Savaşı ile bölgeye ve dünyaya şu çok önemli mesajlar verilmiştir :
  • Bölgenin patronu Rusya’dır.
  • ABD burada hiç kimseyi koruyamaz.
  • ABD desteği olmayınca Türkiye’de burada kimseyi koruyamaz.
  • Rusya’nın karşısında olanların sınırlarını bilmeleri gerekir.

Kafkasya’da milliyetçiliğin yükselmesi, Rusya Federasyonu’na karşı nefretin güç kazanmasına paralel biçimde ortaya çıkan ayrılıkçı hareketler, bölgenin gelecekte Rusya Federasyonu açısında da bir tehdit olabileceğini göstermektedir. Henüz lokalize olarak gözlemlenen ayrılıkçı eğilimlerin önümüzdeki dönemlerde genelleşerek bir ‘’bloklaşma’’ ile sonuçlanma ihtimali bulunmaktadır. Bu durum Rusya’nın bölge ile doğrudan bağlantılı ekonomik, siyasi çıkarlarını ve toprak bütünlüğünü tehdit edecektir.

C.    Kafdağı’nın Ardında Saklı Kalan Komşuluk: AB ve Kafkasya

AB, bünyesinde bulundurduğu ülkeler gibi, komşularıyla da arasında ortak kültürel değerler ve birbirlerine yakın refah düzeyi istemektedir. Avrupa Birliği’nin Kafkasya ile ilişkileri ‘’Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları’’ ile başlamıştır. Anlaşmalar, her iki taraf arasında ilişkileri düzenlemekte, yeni işbirliği alanları ortaya koymakta ve isteklerin kurumsal mekanizmaya oturtulmasında faydalı olmaktadır. Ortaklık ve işbirliği bağlamında AB, bölge ülkeleriyle siyasi diyalog geliştirmiş, bölgedeki etnik çatışmalar ve anlaşmazlıklar ile ilgili bildirilerde bulunmuştur. Ancak etnik çatışmaların çözümünde AB’nin arabulucu rolü pek de etkin olamamıştır. Bunun nedeni bölgede çok sayıda dış aktörün varlığıdır.

Kafkasya bölgesi AB için çok önemli bir yere sahiptir. Güney Kafkasya bölgesi Avrupa kıtasının  enerji sağlayıcısıdır. Bakü – Tiflis – Ceyhan boru hattı bu bağlamda büyük önem taşımaktadır. Yine Şahdeniz yatağında çıkan doğalgazın Bakü –Tiflis – Erzurum boru hattı ile güvenli bir şekilde Türkiye ile AB pazarlarına çıkışının sağlanması bölgenin AB için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

AB’nin Kafkasya’ya yöneliminde dört faktör belirgin olmuştur. Bunlardan ilki son genişlemenin AB sınırlarını doğuya doğru yaklaştırması ve Hazar’ı Avrupa merkezine daha yakın hale getirmesidir. İkinci faktör; uluslararası güvenlik dengelerinin değişmesi ve 11 Eylül saldırılarının ardından kendini asimetrik tehdide açık halde görmeye başlayan AB’nin, Kafkasya Bölgesi’nde de çıkarlarını koruması gerektiği düşüncesidir. Diğer bir faktör;  Gürcistan’da ki Gül Devrimi’nin AB içerisinde Kafkasya’da otoriter yönetimlerin sona yaklaştığının işareti olarak algılanmış olmasıdır. Son faktör ise; AB’nin Hazar’da ki kaynaklara ve Asya ile Avrupa arasındaki ulaşım merkezi olma rolüne önem vermesidir. Bölgede önemli hammadde potansiyelinin bulunması, bölgenin Avrupa ile Asya ve Uzakdoğu arasında önemli bir bağlantı oluşturması, AB’nin Kafkasya’ya olan ilgisini her zaman  sıcak tutacaktır.

Genişleme süreci devam eden AB’nin her yeni üye ile enerji rezervlerine olan ihtiyacın giderek artması; TACIS (Bağımsız devletler topluluğuna teknik yardım) kapsamında INOGATE (Avrupa’ya devletlerarası petrol ve gaz nakli) projesinin hayata geçirilmesini gündeme getirmiştir. AB’nin bölgedeki çıkarları ekonomiktir. AB bu politikalarla Kafkasya ile olan iletişimini  canlı tutmayı, özellikle de bölgenin enerji kaynaklarının kullanılması ve dağılmasında söz sahibi olmayı amaçlamaktadır. AB, Kafkas ülkeleri ile güçlü bağlantılar kurarak uluslararası sistemde küresel bir aktör olarak sürekliliğini ve etkinliğini korumayı amaç edinmektedir.

D.    İran ve Kafkasya

Sovyetler Birliği’nin çöküşü İran açısından kısmen olumlu, kısmen olumsuz ama her halükârda önemli sonuçlar doğurmuştur. Öncelikle İran’ın son üç yüz yıllık tarihinde Tahran’ın tehdit kaynaklarının başında gelen Rusya ile doğrudan sınır kalkmıştır. Kafkasya’da yeni devletlerin ortaya çıkması İran için önemli ilgi odaklarından biri olmuştur. İran, bu yeni devletlerin ortaya çıkışını uluslararası arenada yalnızlıktan kurtulma adına bir fırsat olarak görmüştür.

İran, Kafkasya bölgesine tam kapasite ile etkin olamamaktadır. Bunun en büyük nedeni bölgede ki başat gücün Rusya olmasıdır. Diğer faktör İran’ın bölge ülkeleri ile ilişki düzeyinin düşük olmasıdır. Bunların dışındaki faktörler ise;
  • Azerbaycan açısından mevcut İslami rejimin İran bağlantısı,
  •  İran’ın ekonomik durumu ve teknolojik yetersizliği,
  • Türkiye – İran, ABD – Rusya rekabetinin yansımaları,
  • Hazar’ın statüsünün belirlenmesidir.

Bu dört neden devam ettikçe İran’ın bölgeye tam kapasite ile müdahil olması hep sınırlı çerçevede olacaktır.

İran, bölge dışı aktörler olarak tanımladığı AB, ABD ve NATO’nun bölgedeki yayılmasından rahatsızlık duymaktadır. Kafkasya’da ki her türlü sıcak çatışma ve kontrolsüz istikrarsızlığın kendi milli güvenliğini tehdit ettiğini düşünen İran, bu çerçevede her türlü çatışmaya karşı çıkmaktadır.

E.     Çin ve Kafkasya

Çin, 21. yy.’da süper güç olma peşindedir. Bu nedenle tek kutuplu dünya oluşumuna karşı Rusya ile stratejik ortaklık kurmuştur. Rusya Federasyonu’nun doğu bölgeleri dışında Rusya toprakları üzerinde özel bir çıkarı olmayan Çin, Kuzey Kafkasya üzerinde Rusya Federasyonu’nun belirlediği çizgi dahilinde bir politika geliştirmektedir. Ancak Rusya’nın etkinliğinin azaldığı Güney Kafkasya’ya Çin’in ilgisi giderek artmaktadır. Çin’in Güney Kafkasya ve Kuzey Kafkasya için ayrı politikalar benimsemesi iki nedene dayanmaktadır.

Çin, Rusya’nın Güney Kafkasya’dan çekilmesiyle ekonomik, siyasi, askeri, kültürel vb. konularda boşalan alanların yalnızca batı ülkeleri (AB, ABD) tarafından doldurulmasından rahatsızdır.

Çin, Kafkasya’nın jeopolitik ve jeoekonomik açıdan önemli bir bölge olduğunun bilincindedir. Bu nedenle Güney Kafkasya’ya müdahil olmak için bölge ile ortak dış ticaret hacmini arttırmaya yönelik politikalar izlemektedir.

Çin’in Güney Kafkasya politikası Rusya ile paralel olmasına rağmen, Rusya’dan farklı olarak Çin, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü desteklemektedir. Bu durum, sorunları BM aracılığıyla çözmek isteyen Gürcistan için çok önemlidir. Nitekim Çin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesidir.

Zayıf siyasi kültür, milliyetçilik sorunu, ekonomik problemler, sınır sorunları, radikal İslam gibi konular bölgenin çözülmeyi bekleyen başlıca sorunlarıdır. Bölgeye büyük güçler tam kapasiteyle müdahil olmak ve enerji kaynaklarından yararlanmak istemektedir. İşbirliğinin kullanılarak devletler arasında karşılıklı çatışan çıkarların ortak çıkarlara dönüşmesi bölgenin gelişimine büyük katkı sağlayacaktır.

Mustafa GÜVEN - AKADEMİK PERSPEKTİF  5 Ağustos 2012 BÖLGESEL ANALİZLER